ÖZTÜRK HABER

GÖRÜNMEYEN EMEK, UNUTULAN İNSANLAR 3. BÖLÜM: ÇALIŞAN YOKSULLAR — İNSANLAR NEDEN GEÇİNEMİYOR?

               KÖŞE YAZISI 

Derleyen KEMAL BULUT 

*Bir insan çalıştığı hâlde yoksullukla mücadele ediyorsa sorun yalnızca gelirinde değil, emeğin karşılığının nasıl paylaşıldığında da aranmalıdır.*

Sabah erkenden evinden çıkan, akşama kadar çalışan, yorgun argın evine dönen milyonlarca insan var. Kimi fabrikada, kimi atölyede, kimi tarlada, kimi büroda, kimi de bir başkasının evinde emek veriyor.

Hepsinin ortak bir beklentisi var: Çalışmak, para kazanmak ve ailesine insanca bir hayat sunmak.

Peki, bu kadar insan çalıştığı hâlde neden ay sonunu getiremiyor?

Neden maaş günü sevinci kısa sürüyor? Neden daha ayın ortasında hesaplar yeniden yapılıyor? Neden insanlar temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için borçlanmak zorunda kalıyor?

**Çalışmak insanı yoksulluktan kurtarmıyorsa, burada sorgulamamız gereken ciddi bir sorun var demektir.**

ÇALIŞMAK ARTIK GEÇİNM EYE YETMİYOR MU?

Bir zamanlar düzenli bir işte çalışmak, aile geçindirmek ve geleceğe dair plan yapmak için önemli bir güvenceydi. Bugün ise birçok çalışan için düzenli bir gelire sahip olmak, ekonomik sıkıntılardan kurtulmaya yetmeyebiliyor.

Ücretler artıyor olabilir. Ancak kira, gıda, ulaşım, enerji ve diğer zorunlu harcamalar da yükseldiğinde, insanın elinde kalan para giderek azalabiliyor.

Burada önemli olan yalnızca maaşın kaç lira olduğu değildir. O maaşla ne kadar gıda alınabildiği, kiranın ödenip ödenemediği ve ay sonunda geriye ne kaldığıdır.

Bir çalışan ücretini aldığı gün borçlarını ödüyor, temel ihtiyaçlarını karşılıyor ve sonraki maaş gününü beklemeye başlıyorsa ekonomik açıdan ne kadar güvende olduğunu sormamız gerekir.

Çünkü insanın çalışması, sadece borçlarını çevirebilmesine değil, hayatını kurabilmesine de imkân sağlamalıdır.

YOKSULLUK SADECE İŞSİZLİK DEĞİLDİR

Yoksulluk denildiğinde çoğu zaman akla işsiz insanlar geliyor. Oysa bir insanın işi olması, yoksulluk riskinden tamamen kurtulduğu anlamına gelmez.

Düşük ücretle çalışanlar, güvencesiz işlerde bulunanlar, düzensiz gelir elde edenler ve ailesinin geçimini tek başına üstlenenler ciddi ekonomik zorluklarla karşılaşabilir.

Üstelik aynı maaşı alan iki kişinin yaşam koşulları birbirinden farklı olabilir. Birinin kira gideri yokken diğeri gelirinin büyük bölümünü kiraya ayırabilir. Çocuklu bir ailenin masraflarıyla yalnız yaşayan bir insanın masrafları aynı değildir.

Bu nedenle çalışanların ekonomik durumunu değerlendirirken yalnızca ücretlere değil; yaşam maliyetine, çalışma koşullarına, sosyal güvencelere ve hane halkının ihtiyaçlarına da bakılmalıdır.

Çalışan yoksulluğu, yalnızca bireysel tasarruflarla çözülebilecek bir mesele değildir. Ücret politikalarından konut maliyetlerine, sosyal korumadan istihdamın niteliğine kadar birçok konu birlikte ele alınmalıdır.

BİR AİLENİN HAYALLERİ NEDEN KÜÇÜLÜYOR?

Geçim sıkıntısının en ağır sonuçlarından biri de insanların hayallerinden vazgeçmek zorunda kalmasıdır.

Bir aile çocuğunu sosyal etkinliklere gönderemiyorsa, gençler eğitim masraflarını karşılamakta zorlanıyorsa, çalışan bir anne veya baba beklenmedik bir sağlık gideri karşısında ne yapacağını bilemiyorsa burada yalnızca para eksikliğinden söz etmiyoruz.

Burada fırsat eşitliğinin, yaşam kalitesinin ve geleceğe duyulan güvenin de zarar görmesinden söz ediyoruz.

Yoksulluk insanın yalnızca cebini değil, ruhunu da yorar. Sürekli hesap yapmak, borç düşünmek ve yarın ne olacağını bilememek insanın huzurunu azaltır.

Üstelik ekonomik sıkıntılar bazen aile içindeki ilişkileri, çocukların eğitimini ve insanların toplumsal yaşama katılımını da etkiler.

Bir toplumda insanlar çalıştıkları hâlde temel ihtiyaçlarını karşılayamıyorsa bu durumu yalnızca kişisel başarısızlıklarla açıklamak haksızlık olur.

 ÜRETİLEN ZENGİNLİK KİMİN HAYATINI İYİLEŞTİRİYOR?

İşte üzerinde durmamız gereken temel sorulardan biri budur.

Bir ülkede üretim yapılması, ticaretin gelişmesi ve ekonominin büyümesi elbette önemlidir. Ancak bu gelişmelerin toplumun geniş kesimlerinin yaşamına nasıl yansıdığı da en az büyüme kadar önemlidir.

Ekonomik gelişmenin anlamı, insanların daha iyi beslenebilmesi, güvenli konutlarda yaşayabilmesi, çocuklarına iyi bir eğitim sunabilmesi ve geleceğe güvenle bakabilmesiyle güçlenir.

Eğer ekonomik kazanımlar toplumun bir bölümünde birikirken çalışanların önemli bir kısmı temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyorsa gelir dağılımını, ücretleri ve sosyal politikaları sorgulamak gerekir.

Burada mesele bir kesimin kazanmasına karşı çıkmak değildir. Mesele, ekonomik gelişmenin toplumun tamamına daha adil biçimde yansımasını sağlamaktır.

**Bir ülke yalnızca ne kadar ürettiğiyle değil, ürettiği değerin insanlara nasıl yansıdığıyla da değerlendirilmelidir.**

PEKİ, NE YAPILMALI?

Öncelikle çalışanların ücretleri belirlenirken hayat pahalılığı ve temel ihtiyaçların maliyeti dikkate alınmalıdır. Ücret artışlarının gerçek alım gücünü koruyup korumadığı düzenli biçimde değerlendirilmelidir.

İkinci olarak, güvencesiz ve kayıt dışı çalışmayla mücadele edilmeli; çalışanların sosyal güvenlik hakları korunmalıdır. İnsanlar işlerini kaybetme korkusuyla haklarından vazgeçmek zorunda kalmamalıdır.

Üçüncü olarak, barınma maliyetleri ve temel hizmetlere erişim konusu çalışma hayatından ayrı düşünülmemelidir. Gelir artarken zorunlu giderler çok daha hızlı yükseliyorsa çalışan yine geçim sıkıntısıyla karşı karşıya kalacaktır.

Dördüncü olarak, çocuklu aileler, düşük gelirli haneler ve ekonomik açıdan kırılgan gruplar için adil ve etkili sosyal destekler geliştirilmelidir. Bu destekler insanları bağımlı kılan değil, yaşamlarını güvence altına almalarına yardımcı olan politikalar olmalıdır.

Son olarak, sendikal haklar ve toplu pazarlık mekanizmaları güçlendirilmelidir. Çalışanların ücret ve çalışma koşullarının belirlenmesinde söz sahibi olması, emeklerinin karşılığını alabilmeleri açısından önemlidir.

Elbette her sorunun çözümü kolay değildir. Ancak sorunların nedenlerini doğru belirlemeden, kaynakları adil kullanmadan ve çalışanların sesini duymadan kalıcı bir çözüm üretilemez.

SON SÖZ: ÇALIŞAN İNSAN YOKSULLUĞA MAHKÛM OLMAMALI

Bir insanın çalışması, ailesini geçindirebilmesinin ve geleceğini kurabilmesinin temel yollarından biridir. Fakat çalışmak yalnızca günü kurtarmaya yetiyorsa, o insanın emeğinin karşılığını alıp almadığını yeniden düşünmeliyiz.

İşçinin emeği üretime, çiftçinin emeği sofraya, öğretmenin emeği geleceğe, sağlık çalışanının emeği insan hayatına katkı sunuyor.

Bu emeklerin karşılığı yalnızca rakamlardan ibaret değildir. İnsanların yaşam koşullarında, fırsatlarında ve gelecek umutlarında da karşılığını bulmalıdır.

Hiç kimse çalıştığı hâlde temel ihtiyaçlarını karşılayamadığı için kendisini başarısız hissetmemelidir. Hiçbir aile, çocuklarının ihtiyaçlarını karşılayabilmek için sürekli borçlanmayı hayatın doğal bir parçası olarak kabul etmek zorunda kalmamalıdır.

Artık şu gerçeği açıkça konuşmalıyız:

**Çalışmak yoksulluktan kurtulmanın yolu olmalı; yoksullukla mücadele etmenin başka bir adı hâline gelmemelidir.**

Çünkü emeğin karşılığını alamadığı bir düzende yalnızca çalışanlar değil, toplumun geleceği de kaybeder.

4. BÖLÜM: GENÇLER BU ÜLKEDEN NEDEN UMUDUNU KESİYOR?, UNUTULAN İNSANLAR

Hayalleri var, umutları var… Peki, neden geleceklerinden endişeliler?

Kemal Bulut yazıyor: Gençler neden umutsuz, çözüm nerede?

« ANA SAYFAYA DÖN
DİKKAT: İsminizin görünmesi için aşağıdaki "Ad/URL" seçeneğini tıklayıp isminizi yazın.

Yorumlar