ÖZTÜRK HABER

GÖRÜNMEYEN EMEK, UNUTULAN İNSANLAR 4. BÖLÜM: GENÇLER BU ÜLKEDEN NEDEN UMUDUNU KESİYOR?

                   KÖŞE YAZISI 

Derleyen KEMAL BULUT 

Bir ülkenin en büyük zenginliği yer altındaki madenleri, fabrikaları veya sahip olduğu sermaye değil; gençlerinin aklı, yeteneği ve geleceğe duyduğu güvendir.

Bir genç düşünün…

Yıllarca okumuş, sınavlara girmiş, hayaller kurmuş. Üniversiteyi bitirmiş, elinde diplomasıyla iş aramaya başlamış. Günlerce başvuru yapmış, görüşmelere katılmış, umutla haber beklemiş. Fakat karşısına çıkan engeller, hayallerinden daha büyük hâle gelmiştir.

Kimi iş bulamıyor, kimi okuduğu bölümle ilgisi olmayan işlerde çalışıyor. Kimi aldığı ücretle bağımsız bir hayat kuramıyor, kimi de bütün çabasına rağmen geleceğini planlayamıyor.

Sonunda birçok gencin aklında aynı soru beliriyor:

“Ben bu ülkede nasıl bir gelecek kuracağım?”

Bu soruyu soran gençleri suçlamak kolaydır. Asıl zor olan, onları bu soruyu sormaya iten koşulları anlamaktır.

GENÇLER ÇALIŞMAK İSTEMİYOR MU, YOKSA ÇABALARININ KARŞILIĞINI MI BULAMIYOR?

Gençler üzerine konuşurken sık sık onların sabırsız olduğundan, kolay yoldan para kazanmak istediğinden veya yeterince çaba göstermediğinden söz ediyoruz.

Elbette her kuşağın kendine özgü beklentileri vardır. Ancak bütün gençleri aynı kalıba sokmak, yaşadıkları sorunları görmezden gelmektir.

Bugünün gençleri eğitim alıyor, kendilerini geliştirmeye çalışıyor ve çalışma hayatına katılmak istiyor. Fakat eğitim görmek her zaman nitelikli bir işe ulaşmayı garanti etmiyor. İş bulmak da insanca yaşamaya yetecek bir gelir elde etmek anlamına gelmeyebiliyor.

Bir genç yıllarca eğitim gördükten sonra iş bulamıyorsa, iş bulduğunda emeğinin karşılığını alamıyorsa veya kendi hayatını kurabilmek için ailesine bağımlı kalıyorsa bu durumu yalnızca onun kişisel tercihlerine bağlayamayız.

Gençlerin beklentilerini küçümsemek yerine, bu beklentilerin karşılanabileceği koşulları oluşturmak zorundayız.

DİPLOMA VAR, FIRSAT EŞİTLİĞİ VAR MI?

Eğitim, insanın önündeki kapıları açması gereken en önemli araçlardan biridir. Ancak o kapılardan herkesin eşit koşullarda geçip geçemediği de önemlidir.

Aynı sınava giren, aynı diplomayı alan iki genç düşünelim. Birinin ailesi ona eğitim süresince maddi destek sağlayabiliyor, diğeriyse çalışmak zorunda kaldığı için eğitimine yeterince zaman ayıramıyor.

Birinin iş ararken aylarca ailesinin desteğiyle yaşama imkânı var, diğeri ise ev kirasını ve günlük masraflarını karşılamak için hemen gelir elde etmek zorunda.

Bu iki gencin önündeki fırsatlar gerçekten aynı mı?

Fırsat eşitliği, herkese aynı sınavı uygulamaktan ibaret değildir. İnsanların yeteneklerini geliştirebilecekleri, nitelikli eğitim alabilecekleri ve emeklerinin karşılığını bulabilecekleri koşulları oluşturmak da gerekir.

Eğitim ile istihdam arasındaki bağ güçlendirilmeden, mesleki eğitim geliştirilmeden ve gençlerin yetenekleri doğrultusunda çalışma imkânları artırılmadan bu sorunun çözülmesi kolay değildir.

GENÇLER NEDEN KENDİ HAYATLARINI KURAMIYOR?

Bağımsız bir hayat kurmak, yalnızca bir iş bulmaktan ibaret değildir.

İnsanın barınabileceği bir eve, temel ihtiyaçlarını karşılayabileceği bir gelire ve geleceğini planlayabileceği bir güvenceye ihtiyacı vardır.

Ancak gelir ile yaşam maliyeti arasındaki makas açıldığında gençlerin önündeki seçenekler daralır. Kira, ulaşım, gıda ve eğitim giderleri arttıkça evden ayrılmak, aile kurmak veya mesleki hedeflere yönelmek zorlaşabilir.

Bazı gençler bu nedenle aileleriyle yaşamaya devam ediyor. Bazıları gelecek planlarını erteliyor. Bazılarıysa başka ülkelerde eğitim ve çalışma imkânları arıyor.

Burada önemli olan, gençlerin hangi seçimi yaptığına bakarak onları yargılamak değil, neden bu seçimlere yöneldiklerini anlamaktır.

Bir gencin kendi ülkesinde yaşamak, üretmek ve başarılı olmak istemesi kadar, başka bir ülkede fırsat araması da anlaşılabilir bir tercihtir.

Ancak bir ülke, yetiştirdiği gençlerin burada kalabilecekleri, gelişebilecekleri ve emeklerinin karşılığını alabilecekleri bir gelecek sunabilmelidir.

BEYİN GÖÇÜ SADECE BİR İNSANIN TERCİHİ DEĞİLDİR

Bir doktorun, mühendisin, bilim insanının, yazılımcının veya başka bir alanda yetişmiş uzmanın yurt dışında çalışmayı seçmesi yalnızca kişisel bir karar olarak değerlendirilmemelidir.

Bu tercihin arkasında daha iyi çalışma koşulları, mesleki gelişim imkânları, ekonomik güvence, araştırma özgürlüğü veya geleceğe ilişkin beklentiler bulunabilir.

Elbette insanların başka ülkelerde eğitim alması ve çalışması doğal bir durumdur. Bilgi ve deneyim paylaşımı dünyayı zenginleştirir.

Asıl mesele, gençlerin gitmesi değil; gitmek isteyenlerin gerekçelerini anlamak ve burada kalmak isteyenlerin önündeki engelleri kaldırmaktır.

Bir ülkenin yetiştirdiği nitelikli insanlardan daha fazla yararlanabilmesi için bilime yatırım yapması, liyakati esas alması, üretimi geliştirmesi ve çalışma hayatında adil koşullar sağlaması gerekir.

Gençlere yalnızca ülkelerini sevmelerini söylemek yetmez. Onlara emeklerinin değer göreceği bir ülke sunmak da gerekir.

GENÇLERİN UMUDU NEDEN HEPİMİZİ İLGİLENDİRİYOR?

Çünkü gençlerin yaşadığı sorunlar yalnızca gençlerin sorunu değildir.

İş bulamayan genç, üretime katılamaz. Geleceğinden kaygı duyan genç, hayatını planlamakta zorlanır. Nitelikli eğitim ve çalışma imkânlarına erişemeyen genç, sahip olduğu yetenekleri gerektiği gibi değerlendiremeyebilir.

Bunun sonuçları aileleri, ekonomiyi ve toplumun tamamını etkiler.

Bugün gençlerin karşılaştığı sorunları görmezden gelirsek yarının çalışma hayatını, sosyal güvenlik sistemini ve toplumsal dayanışmasını da zayıflatabiliriz.

Üstelik gençlerle emeklilerin sorunları birbirinden kopuk değildir. Bugünün gençleri yarının çalışanları, bugünün çalışanları da yarının emeklileridir.

Gençlerin güvenceli bir işte çalışması, adil ücret alması ve sosyal güvenlik sistemine güven duyması, gelecekte onların da insanca emekli olabilmesinin temelidir.

Bu nedenle kuşakları birbirine rakip gibi göstermek yerine ortak sorunlarını görmeliyiz.

PEKİ, NE YAPMALIYIZ?

Öncelikle eğitim ile çalışma hayatı arasındaki uyumu güçlendirmeliyiz. Gençlerin yalnızca diploma sahibi olmasını değil, bilgi ve becerilerini kullanabilecekleri işlere erişmesini sağlamalıyız.

İkinci olarak, işe alımlarda liyakat ve şeffaflık esas olmalıdır. Gençler, emeklerinin ve yeteneklerinin karşılık bulacağına inanabilmelidir.

Üçüncü olarak, gençlerin insanca yaşayabilecekleri ücretlerle, güvenceli çalışma koşullarıyla ve mesleki gelişim imkânlarıyla buluşması sağlanmalıdır.

Dördüncü olarak, bilimsel araştırmalara, teknolojiye, sanata, kültüre ve üretime daha fazla imkân tanınmalıdır. Gençlerin yalnızca iş arayan değil, yeni fikirler geliştiren, üreten ve ülkesinin geleceğine katkı sunan bireyler olması desteklenmelidir.

Beşinci olarak, gençlerin karar alma süreçlerine katılımı artırılmalıdır. Onların sorunları hakkında yalnızca konuşmak değil, kendilerini dinlemek ve çözüm üretirken söz sahibi olmalarını sağlamak gerekir.

Bunların yanında barınma, eğitim ve sosyal yaşama katılım maliyetlerini azaltacak politikalar da geliştirilmelidir.

Gençlerden umutlu olmalarını istemek kolaydır. Asıl görevimiz, umutlarını besleyecek koşulları oluşturmaktır.

SON SÖZ: BİR ÜLKENİN GELECEĞİ GENÇLERİN UMUDUNDA SAKLIDIR

Gençler bu ülkenin yalnızca geleceği değil, bugününün de önemli bir parçasıdır.

Onların sorunlarını ertelemek, aslında ülkenin geleceğine ilişkin sorunları ertelemektir.

Bir genç, çalışarak hayatını kurabileceğine inanmalı. Eğitim gördüğünde bunun karşılığını bulabileceğini bilmeli. Hak ettiği yere gelebilmek için birilerinin yakını olmasına değil, emeğine ve yeteneğine güvenebilmelidir.

Hiçbir ülke bütün gençlerine kolay bir hayat vaat edemez. Ancak adil fırsatlar sunabilir, emeği koruyabilir ve insanlara geleceğini kurabilecekleri bir ortam sağlayabilir.

Bizim ihtiyacımız olan da budur.

Gençleri suçlamak yerine onları anlamalı, nasihat vermek yerine önlerindeki engelleri kaldırmalı, umutlarını küçümsemek yerine o umudu büyütecek politikalar üretmeliyiz.

Çünkü gençler geleceğe inanmadığında yalnızca kendi hayallerinden vazgeçmez; toplumun ortak geleceği de yara alır.

Bir ülkenin en büyük kaybı, gençlerinin gitmesi değil; gençlerinin burada bir gelecek kurabileceklerine olan inancını kaybetmesidir.

Gençlere umut vermek, sözlerle değil, adaletle, fırsat eşitliğiyle, nitelikli eğitimle ve emeğin karşılığını veren bir çalışma hayatıyla mümkündür.

++++++++++++++++

Yazı dizimizin beşinci bölümünde şu sorunun peşine düşeceğiz: Kadının Emeği Neden Görünmüyor?

EMEK, UNUTULAN İNSANLAR 4. BÖLÜM: GENÇLER BU ÜLKEDEN NEDEN UMUDUNU KESİYOR?


« ANA SAYFAYA DÖN
DİKKAT: İsminizin görünmesi için aşağıdaki "Ad/URL" seçeneğini tıklayıp isminizi yazın.

Yorumlar