ÖZTÜRK HABER

GÖRÜNMEYEN EMEK, UNUTULAN İNSANLAR

KÖŞE YAZISI 

Derleyen KEMAL BULUT 

1. BÖLÜM: EMEĞİN DEĞERİ NE ZAMAN KAYBOLDU?

Bir toplumun gerçek zenginliği, emeğiyle yaşayan insanlarının hayatına bakılarak anlaşılır.

Bir düşünelim…

Sabahın erken saatlerinde evinden çıkan işçi, tarlasına giden çiftçi, hastasına yetişmeye çalışan sağlık çalışanı, sınıfa giren öğretmen, evinde ailesi için karşılıksız emek veren kadın ve yıllarca çalıştıktan sonra emekli olan insan… Hepsinin ortak bir özelliği var: Hayatın devam etmesi için emek veriyorlar.

Peki, emeğin bu kadar önemli olduğu bir dünyada, emeğiyle yaşayan insanların hayatı neden her geçen gün daha da zorlaşıyor?

Asıl çelişki burada başlıyor.

Üretenler neden geçinemiyor?

Bir ülkede insanlar çalıştıkları hâlde temel ihtiyaçlarını karşılayamıyorsa, emekliler yıllarca verdikleri emeğin karşılığında insanca yaşayamıyorsa, çiftçi ürettiği ürünün maliyetini çıkarmakta zorlanıyorsa burada yalnızca bireysel bir geçim sorunu yoktur. Burada ekonomik düzeni, gelir dağılımını ve toplumsal öncelikleri sorgulamak gerekir.

Çünkü çalışmak, yalnızca hayatta kalmanın bedelini ödemek değildir. Çalışmak; insanca yaşamak, ailesinin ihtiyaçlarını karşılamak, geleceğe güvenle bakmak ve emeğinin karşılığını alabilmek demektir.

İnsan bütün ömrünü çalışarak geçiriyor, ancak yaşlandığında geçim kaygısıyla yaşamaya devam ediyorsa burada durup düşünmeliyiz.

Bir işçi ay sonunda maaşını alır almaz kira, faturalar, mutfak masrafları ve borçlarını hesaplıyorsa; bir emekli pazarda fiyatları karşılaştırarak en ucuz ürünü arıyorsa; bir anne çocuğunun ihtiyacını karşılayamadığı için üzülüyorsa bunları sıradan hayat manzaraları olarak görmemeliyiz.

Bunlar, toplumun önünde duran ciddi sorunlardır.

Emeğin karşılığı yalnızca para mıdır?

Elbette hayır.

Emeğin karşılığı, insanın yaptığı işin değer görmesidir. Alın terinin küçümsenmemesi, çalışanların haklarının korunması, emeklilerin toplumdan dışlanmaması ve herkesin geleceğe umutla bakabilmesidir.

Bir insanın değeri, banka hesabındaki parayla ölçülemez. Ancak insanın onurlu bir hayat sürmesi için ekonomik güce ihtiyacı vardır.

Bu nedenle yoksulluğu kader, işsizliği kişisel başarısızlık, emekliliği ise üretim hayatının dışında kalmak olarak değerlendirmek büyük bir yanılgıdır.

Bugün emekli olan insan dün çalışıyordu. Bugün işçi olan insan yarın emekli olacak. Bugün okul sıralarında oturan gençler ise geleceğin çalışanları ve emeklileri olacak.

Dolayısıyla emeğin değeri, yalnızca bir kesimin değil, toplumun tamamının meselesidir.

Peki, neyi yanlış yapıyoruz?

Öncelikle ekonomik başarıyı yalnızca büyüme rakamlarıyla değerlendirmemeliyiz. Üretilen zenginliğin toplumun hangi kesimlerine ulaştığına da bakmalıyız.

İkinci olarak, çalışanların ve emeklilerin sorunlarını birbirinden ayrı görmemeliyiz. Güvencesiz çalışma, düşük ücret, yetersiz emekli geliri ve gelir dağılımındaki adaletsizlik birbirini etkileyen sorunlardır.

Üçüncü olarak, emeği yalnızca seçim dönemlerinde hatırlanan bir konu olmaktan çıkarmalıyız. Çalışanın, emeklinin ve üreticinin sesi karar alma süreçlerinde sürekli duyulmalıdır.

Bunun için adil ücret politikalarına, insanca yaşamaya yetecek emekli gelirlerine, güvenceli çalışmaya, üreticiyi koruyan politikalara ve fırsat eşitliğine ihtiyaç vardır.

Bunlar birer lütuf değil, adil bir toplumun temel hedefleri olmalıdır.

Unutmayalım: Emeği değersizleşen toplumun geleceği de zayıflar.

Bir ülkenin gerçek gücü yalnızca fabrikalarında, yollarında, binalarında veya ekonomik göstergelerinde değildir. O ülkenin gerçek gücü, insanına verdiği değerde saklıdır.

Eğer çalışan yoksullaşıyor, emekli geçinemiyor, çiftçi ürettiğinden kazanamıyor ve gençler geleceğe güvenle bakamıyorsa, bütün bu sorunları ortak bir sorumlulukla ele almak zorundayız.

Çünkü emeğin karşılığını alamadığı yerde adalet duygusu zedelenir. Adalet duygusunun zedelendiği yerde dayanışma zayıflar. Dayanışmanın zayıfladığı yerde ise toplumun ortak geleceği zarar görür.

Artık şu soruyu sormanın zamanı gelmedi mi?

İnsanlar bu kadar çalışırken neden insanca yaşamakta zorlanıyor?

Bu soruya dürüstçe cevap vermeden, emeğin değerini yeniden teslim etmeden ve üretilen zenginliğin paylaşımını adalet temelinde tartışmadan daha güçlü bir toplum kuramayız.

Çünkü mesele yalnızca geçinmek değil, insan onuruna yakışır bir hayat sürmektir.

Emeğin değeri bilinmeden, insanın değeri bilinmez.

Yazı dizimizin ikinci bölümünde şu sorunun peşine düşeceğiz: Emekli Olmak, Yoksulluğa Mahkûm Olmak mıdır?

YAZI DİZİMİZİN 2. BÖLÜMÜNDE BULUŞUYORUZ!

Emekli olmak, yoksulluğa mahkûm olmak mıdır?

Yıllarca çalışan, üreten ve ülkesine katkı sağlayan insanlar, emeklilik yıllarında neden geçim mücadelesi veriyor? İkinci bölümde bu sorunun peşine düşüyoruz.

İyi okumalar, değerli okurlarımız!

« ANA SAYFAYA DÖN
DİKKAT: İsminizin görünmesi için aşağıdaki "Ad/URL" seçeneğini tıklayıp isminizi yazın.

Yorumlar