Derleyen KEMAL BULUT
07.10.2026 günü yapılan değerlendirmede üretici, tüketici, ihracatçı ve yöneticilerin hiçbirinin tam anlamıyla memnun olmaması, sorunun yalnızca “üzümün fiyatı” olmadığını gösteriyor. Asıl mesele, Sultaniye üzümünde üretimden ihracata kadar bütün zincirin yeniden kurulması.
2026 sezonunda TMO'nun kaliteye göre 85–100 TL/kg alım fiyatı açıklaması ve Manisa Ticaret Borsası'nın verilerine göre 2025-26 sezonunda 210 bin ton kuru üzüm tescili ve 140 bin ton ihracat gerçekleşmesi, sektörün büyüklüğünü ortaya koyuyor.
Bu değerlendirmeler ışığında,araştırma gereği duydum .Konuyu politika önerisi şeklinde şöyle ortaya koyabiliriz:
Sorun Üzümde Değil, Sistemde
07.10.2026 günü Manisa Sultaniye üzümü masaya yatırıldı.
Üretici konuştu, ihracatçı konuştu, tüketici konuştu, yöneticiler konuştu.
Benim gördüğüm tablo ise oldukça açık:
Kimse tam anlamıyla mutlu değil.
Üretici emeğinin karşılığını alamadığını düşünüyor.
Tüketici üzümün marketteki fiyatından şikâyet ediyor.
İhracatçı dünya pazarında rekabet etmekte zorlanıyor.
Yöneticiler ise bütün bu sorunların ortasında çözüm üretmeye çalışıyor.
Peki dünyanın önemli kuru üzüm üreticileri bunu nasıl yönetiyor?
Mesele yalnızca fiyat değil
Bugün Sultaniye üzümünü konuşurken sürekli fiyatı konuşuyoruz.
Oysa asıl soruyu sormamız gerekiyor:
Biz üzümü nasıl üretiyoruz, nasıl kurutuyoruz, nasıl depoluyoruz, nasıl pazarlıyoruz ve dünya tüketicisine nasıl ulaştırıyoruz?
Çünkü modern tarımda ürün tarladan çıktığı anda iş bitmiyor.
Tam tersine, asıl ekonomik değer zinciri bundan sonra başlıyor.
Dünyada başarılı örneklere baktığımızda; kalite standartları, üretim planlaması, izlenebilirlik, depolama, sınıflandırma, sözleşmeli üretim, pazar araştırması ve güçlü üretici örgütlenmesi birlikte yürütülüyor.
Örneğin Kaliforniya'da kuru üzüm sektöründe kalite standartları, araştırma ve tanıtım faaliyetleri kurumsal bir yapı içerisinde yürütülüyor. Güney Afrika'da ise pazar istihbaratı, ihracat standartları, ürün denetimi ve yeni pazarların geliştirilmesi sektör politikasının önemli parçaları.
Biz ne yapmalıyız?
Bence Manisa Sultaniye üzümü için artık günü kurtaran politikalar yerine 10 yıllık bir “Sultaniye Üzümü Stratejisi” hazırlanmalıdır.
Bu stratejinin birkaç temel ayağı olmalıdır.
1. Bilimsel üretim
Her bölgenin toprağı, suyu, iklimi ve verimliliği analiz edilmelidir.
Üreticiye “şu ilacı kullan” demek yerine;
• toprak analizi,
• yaprak analizi,
• sulama planı,
• hastalık ve zararlı takibi,
• doğru budama,
• doğru gübreleme,
• iklim verileri,
• hassas tarım teknolojileri
üzerinden bilimsel üretim modeli kurulmalıdır.
İklim değişikliği artık teorik bir konu değildir. Geçmiş yıllardaki verilerde hastalıklar ve aşırı hava koşullarının üretimi ciddi biçimde etkilediği görülüyor.
2. Üretim miktarı kadar kaliteye önem verilmelidir
Daha fazla üzüm üretmek tek başına başarı değildir.
Asıl hedef:
Daha kaliteli, standartlaştırılmış ve yüksek katma değerli üzüm üretmektir.
Üzümün şeker oranından tane büyüklüğüne, renk ve nem değerinden yabancı madde ve küf kontrolüne kadar standartlar üretim aşamasından itibaren takip edilmelidir.
Uluslararası iyi uygulamalarda kalite; yalnızca fabrikada değil, bağdan başlayan bir süreç olarak ele alınıyor.
3. Üretici örgütlenmelidir
Binlerce üreticinin tek tek pazarlık yaptığı bir sistem güçlü değildir.
Üretici;
kooperatif + birlik + lisanslı depoculuk + profesyonel pazarlama
sistemi içerisinde örgütlenmelidir.
Üreticinin ürünü hasat döneminde satmak zorunda bırakılmamalıdır.
Çünkü hasat zamanı ürününü satmak zorunda olan üreticinin pazarlık gücü düşer.
4. Lisanslı depoculuk güçlendirilmelidir
Üretici ürününü güvenli şekilde depolayabilirse fiyatın en düşük olduğu dönemde satış yapmak zorunda kalmaz.
Ürün kalite kriterlerine göre sınıflandırılmalı, depolanmalı ve gerektiğinde finansmana erişim sağlanmalıdır.
Türkiye'de çekirdeksiz kuru üzümün elektronik ürün senedi sistemi içerisinde kalite ve tip bazında işlem görebilmesi bunun için önemli bir altyapıdır.
5. Fiyat hasattan önce konuşulmalı
Her yıl hasat gelir, üretici aynı soruyu sorar:
“Üzüm kaç lira olacak?”
Bu sistem sürdürülebilir değildir.
Üreticinin maliyeti bilinmeli.
Girdi fiyatları, işçilik, sulama, ilaç, gübre, mazot, elektrik, kurutma ve finansman maliyetleri hesaplanmalı.
Bunun üzerine üreticinin sürdürülebilir üretimini sağlayacak adil üretici fiyatı ortaya konmalıdır.
TMO ise yalnızca kriz çıktığında devreye giren bir kurum olmaktan çıkarılıp, piyasa istikrarının önemli araçlarından biri haline getirilmelidir.
6. İhracatta ton değil, marka değeri hedeflenmeli
Türkiye kuru üzümde dünya liderlerinden biri.
Ancak hedefimiz yalnızca daha fazla ton satmak olmamalı.
Daha yüksek fiyata, daha yüksek katma değerle satmak olmalı.
Manisa Sultaniye üzümü dünya çapında güçlü bir marka haline getirilebilir.
Bunun için:
“Manisa Sultaniye – Turkish Sultana”
gibi güçlü bir ortak marka ve tanıtım stratejisi geliştirilebilir.
Ürün sadece hammadde olarak değil;
• premium kuru üzüm,
• organik üzüm,
• sağlıklı atıştırmalık,
• küçük tüketici paketleri,
• çocuklara yönelik sağlıklı ürünler,
• pastacılık ve gıda sanayisi ürünleri,
• üzüm bazlı katma değerli ürünler
olarak pazarlanmalıdır.
7. Üretici ile ihracatçı karşı karşıya getirilmemeli
En büyük yanlışlardan biri budur.
Üretici ihracatçıyı düşman görürse,
ihracatçı üreticiyi yalnızca maliyet unsuru olarak görürse,
sektör kaybeder.
Oysa doğru sistemde:
Üretici kazanacak, ihracatçı kazanacak, tüketici kazanacak, devlet kazanacak.
Bunun yolu tarafları karşı karşıya getirmek değil, aynı masada buluşturmaktır.
8. Dünyanın yaptığı önemli bir şeyi biz de yapmalıyız: Pazar araştırması
Hangi ülke ne kadar üzüm tüketiyor?
Hangi ülkede hangi kalite aranıyor?
Hangi ülkede hangi ambalaj tercih ediliyor?
Tüketici kaç gramlık paket istiyor?
Organik ürüne ne kadar fazla para ödemeye hazır?
Hangi ülkede Türk üzümünün marka bilinirliği düşük?
Bütün bunların cevabı bilimsel olarak araştırılmalıdır.
Çünkü ürünü üretmek başka, ürünü satmak başka bir uzmanlıktır.
Sonuç
Manisa'nın Sultaniye üzümü yalnızca bir tarım ürünü değildir.
Bu ürün;
üreticinin ekmeğidir.
Manisa'nın ekonomisidir.
Türkiye'nin ihracat değeridir.
Binlerce ailenin geleceğidir.
Bu nedenle artık her yıl aynı tartışmayı yapıp, hasat zamanı fiyat açıklamakla yetinmemeliyiz.
Üzüm tarlada başlamalı, laboratuvarda bilgiyle desteklenmeli, modern tesislerde işlenmeli, lisanslı depolarda korunmalı, profesyonel pazarlama ekipleri tarafından dünyaya satılmalıdır.
Ve bütün bu sistemin merkezinde üretici bulunmalıdır.
Çünkü üretici kazanmazsa üretim sürdürülemez.
İhracatçı kazanmazsa dünya pazarındaki yerimizi koruyamayız.
Tüketici kazanmazsa iç pazar daralır.
Devlet kazanmazsa sektörün sürdürülebilirliği sağlanamaz.
O halde hedefimiz herkesin birbirinden şikâyet ettiği bir üzüm piyasası değil;
üreticinin kazandığı, tüketicinin makul fiyata aldığı, ihracatçının dünya ile rekabet ettiği ve Manisa Sultaniye üzümünün marka değerinin yükseldiği bir sistem olmalıdır.
Artık sorumuz şu olmalıdır:
“Üzüm kaç lira olacak?” değil;
“Manisa Sultaniye üzümünü dünyanın en kaliteli ve en değerli kuru üzümlerinden biri haline nasıl getireceğiz?”
Bence asıl masaya yatırılması gereken konu budur.
Bu yazının en güçlü tarafı, meseleyi “üretici daha fazla para istiyor” noktasından çıkarıp üretim–kalite–depolama–örgütlenme–pazarlama–ihracat zincirinin tamamına taşımasıdır. Türkiye'nin zaten güçlü olduğu kalite ve ihracat altyapısını, daha profesyonel bir sistemle ileri götürmek mümkün görünüyor.
Ssygılarımla
Yazının devamında:
MANİSA SULTANİYE ÜZÜMÜ İÇİN
10 MADDELİK KURTULUŞ PROJESİ
Şeklinde bir yazı ortaya koyacağım.


Yorumlar