KÖŞE YAZISI
Bir ülkenin gerçek gündemi, kürsülerde yapılan konuşmalarla değil, halkın sofrasındaki ekmekle ölçülür.
Son zamanlarda siyasi arenaya baktığımda bir gerçeği daha fazla görüyorum: Herkes bir şeyleri tartışıyor, herkes kendi gündemini anlatıyor, herkes siyasi hesapların peşinde koşuyor. Ancak bütün bu tartışmaların arasında emeklinin, işçinin, asgari ücretlinin, alın teriyle geçinmeye çalışan milyonların sesi giderek daha az duyuluyor.
Peki, bu ülkenin yıllarca çalışan, üreten, vergi veren, prim ödeyen insanları nerede?
Emekli pazarda fiyat hesaplıyor, işçi ay sonunu nasıl getireceğini düşünüyor, asgari ücretli kira ile mutfak masrafı arasında sıkışıp kalıyor. Gençler geleceğinden kaygılı, aileler çocuklarının ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor. Buna rağmen siyasetin gündeminde çoğu zaman başka hesaplar, başka tartışmalar, başka mücadeleler öne çıkıyor.
Sormak istiyorum: Halkın geçim derdi siyasetin merkezinde değilse, siyasetin merkezi neresidir?
Emeklilik huzur olmalı, geçim mücadelesi değil!
Bir ömür çalışmış, gençliğini ve sağlığını üretime adamış bir insan, emekli olduğunda kalan ömrünü insanca yaşamak ister. Torununa harçlık vermek, çocuğuna destek olmak, istediğinde pazardan istediğini alabilmek, hastalandığında sağlık giderlerini düşünmemek ister.
Bunlar lüks değil, insan olmanın en temel ihtiyaçlarıdır.
Oysa bugün birçok emekli, maaşını alır almaz kira, elektrik, su, doğalgaz, ilaç ve mutfak masraflarını hesaplıyor. Ayın sonunu getirebilmek için ihtiyaçlarından vazgeçiyor. Kimi emekliler dinlenmesi gereken yaşta yeniden çalışmak zorunda kalıyor.
Yıllarca ülkesine hizmet etmiş insanlara reva görülen hayat bu olmamalı.
Emeklilik, insanın geçmişte verdiği emeğin karşılığını aldığı bir dönem olmalıdır. Yoksulluğun, çaresizliğin ve başkalarına muhtaç olma korkusunun adı olmamalıdır.
Emekçinin alın teri neden değersizleşiyor?
Fabrikada çalışan işçinin, tarlada üretim yapan çiftçinin, inşaatta ter döken emekçinin, hizmet sektöründe çalışanların ve kamu emekçilerinin ortak bir sorunu var: Emeğinin karşılığını alabilmek.
Ücretler, hayatın gerçek maliyetleri karşısında yetersiz kaldığında çalışmak tek başına yoksulluktan kurtulmaya yetmiyor. İnsan sabahın erken saatlerinde evinden çıkıyor, akşam yorgun argın dönüyor; fakat kazandığı para temel ihtiyaçlarını karşılamaya yetmiyor.
Burada mesele yalnızca maaşlara zam yapılması değildir. Mesele, emeğin değerinin korunması, gelir dağılımında adaletin sağlanması ve insanların çalıştıkları hâlde yoksulluğa mahkûm edilmemesidir.
Üretenlerin geçinemediği, çalışanların geleceğinden kaygı duyduğu bir düzende ekonomik başarıdan söz etmek ne kadar anlamlıdır?
Siyasi hesaplar mı, halkın gerçekleri mi?
Elbette siyaset yapılacak, partiler yarışacak, iktidar ve muhalefet birbirini eleştirecek. Demokrasinin gereği budur. Ancak siyasetin amacı yalnızca iktidar olmak, koltukları korumak veya siyasi rakibini geride bırakmak değildir.
Siyasetin asıl amacı, insanların hayatını kolaylaştırmak ve toplumsal sorunlara çözüm üretmektir.
Bugün hangi partiye mensup olursa olsun, hangi görüşü savunursa savunsun, geçim sıkıntısı çeken milyonlarca insanın ortak beklentisi aynıdır: İnsanca yaşamak.
Emeklinin mutfağındaki yangın, işçinin cebindeki boşluk, asgari ücretlinin kira kaygısı siyasi kimlik sormuyor.
O hâlde çözüm ararken neden siyasi kimlikler öne çıkarılıyor da insanların ortak sorunları geri plana itiliyor?
İktidara düşen, geçim koşullarını iyileştirecek kalıcı politikalar üretmektir. Muhalefete düşen ise yalnızca eleştirmek değil, uygulanabilir çözümler ortaya koymak ve emekçinin, emeklinin taleplerini kararlılıkla savunmaktır.
Çünkü vatandaş artık sadece konuşan siyasetçi değil, sorunlarını çözen siyasetçi görmek istiyor.
Emeklinin ve emekçinin sesi örgütlü bir güce dönüşmeli
Bir başka önemli gerçek de şudur: Haklar kendiliğinden kazanılmaz. Hakların korunması için örgütlü mücadeleye, dayanışmaya ve kararlı bir toplumsal iradeye ihtiyaç vardır.
Emekliler, işçiler ve tüm emekçiler taleplerini ortaklaştırmalı; sendikalar, demokratik kitle örgütleri ve toplumsal yapılar bu talepleri daha güçlü biçimde dile getirmelidir.
Ancak bu mücadele yalnızca meydanlarda atılan sloganlarla sınırlı kalmamalıdır. Somut talepler ortaya konulmalı, çözüm önerileri hazırlanmalı ve karar vericiler bu taleplerin gereğini yerine getirmeye zorlanmalıdır.
İnsanca yaşamaya yetecek emekli aylığı, emeğin karşılığını veren ücretler, adil vergi sistemi, erişilebilir sağlık hizmetleri ve güvenli barınma birer ayrıcalık değildir. Bunlar sosyal devletin temel sorumluluklarıdır.
Emeklinin ve emekçinin talebi sadaka değil, haktır!
Unutmayalım:
O koltuklarda halkın oylarıyla oturuluyor
Siyasetçiler şunu unutmamalıdır: Sandığa giden vatandaş yalnızca bir partiye oy vermiyor; aynı zamanda daha iyi bir yaşam, adaletli bir düzen ve güvenli bir gelecek beklentisini de ortaya koyuyor.
Bu beklentiler karşılanmadığında, vatandaşın siyasete olan güveni de zedeleniyor.
Bugün emeklinin ve emekçinin sesini duymayanlar, yarın toplumsal tepkinin neden büyüdüğünü sorgulamamalıdır. Çünkü geçim sıkıntısı ertelenebilir bir siyasi tartışma değil, her gün yaşanan bir hayat gerçeğidir.
Bizler ayrıcalık istemiyoruz. Yıllarca verdiğimiz emeğin karşılığını istiyoruz. Çalışanlar insanca yaşamak, emekliler huzur içinde yaşlanmak istiyor. Çocuklarımızın geleceğinden korkmadan yaşamak istiyoruz.
Siyasetin gündemi değişebilir, ittifaklar kurulup bozulabilir, siyasi tartışmalar gelip geçebilir. Ama halkın geçim derdi, birileri gündeme almadı diye ortadan kalkmaz.
Artık herkesin kendine şu soruyu sorması gerekiyor:
Emekli unutulursa, emekçi görmezden gelinirse, alın teri değersizleştirilirse bu siyaset kimin için yapılmaktadır?
Unutulmasın ki bir ülkenin gerçek gücü, yalnızca ekonomik rakamlarında veya siyasi söylemlerinde değil; emeklisinin huzurunda, emekçisinin refahında ve yurttaşlarının geleceğe umutla bakabilmesinde saklıdır.
Siyasetin yönünü yeniden halkın gerçek sorunlarına çevirmenin zamanı gelmiştir.
Çünkü biz artık seyredilmek değil, duyulmak; oy istenen değil, hakları gözetilen; unutulan değil, insan yerine konulan yurttaşlar olmak istiyoruz.
Sadaka değil, hak!
Yoksulluk değil, insanca yaşam!
Siyasi hesaplar değil, halkın gündemi!
YARIN İTİBARİYLE ÇOK İLGİNİZİ ÇEKECEK YENİ BİR YAZI DİZİSİNE BAŞLIYORUZ
EMEĞİN DEĞERİ GÜNDEME GELECEK.
1🇹🇷EMEĞİN DEĞERİ NE ZAMAN KAYBOLDU.

Yorumlar